Deniz Hukuku ve Mavi Vatan Doktrini

Ülkemizde korona virüs kadar olmasa da ona nispetle önemli bir gündem teşkil eder hale gelen kavramlara kavuştuk.  Daha önce çok dikkatimizi çekmeyen  Münhasır Ekonomik Bölge, (MEB), Navtex, Kıta sahanlığı gibi yeni kavramlar… Bu kavramlarında gündem de çokça yer tutmalarının nedeni,  oluşturdukları endişeler…

Deniz Hukukunun konusu olması nedeniyle bu kavramlara ilişkin bir çalışma ilk bakışta faydasız gibi görünebilir. Ancak bizler için kutsal olan “Vatan” mevhumuna;  deniz ülkesinin de dahil olduğunu, vatan toprağı nasıl kutsal ise Mavi Vatan diye tabir edilen denizlerimizin de aynı derece kutsal olduğu kabul den bizler için bu kavramların önemi inkar edilemez.

Ancak kutsal vatan suyumuzun sınırlarının;  kara sınırları gibi net ölçülerle belirlenmesi en azından bu gün için kolay değil. Bu sebeple Vatan Sularının belirlenmesi için karasuları, münhasır ekonomik bölge , kıta sahanlığı, gibi egemenlik konusu tasnifin hukuki olarak izahı zorunlu bir hal almış bunuyor . Bu sebeple bu yazıda uluslararası kriz haline gelen Doğu Akdeniz meselesine konu kavramları hukuki açıdan kısaca irdelemeyi amaçladım.

Deniz Hukuku’nun kaynakları örf adet ve uluslararası anlaşmalardır. Karasularının belirlenmesinde Birleşmiş Milletler 1982 tarihli Deniz Hukuku Sözleşmesi ‘nin  5-7 maddelerince belirlenen hattın gerisi,  iç sular olarak belirlenmiştir.  İç sular olarak tasnif edilen bu kısım tam bir egemenlikten bahsetmenin mümkün olduğu deniz alanlarıdır.

Karasuları ise devletlerin kara topraklarına bitişik olan, uluslararası Hukuk kurallarına göre kendi belirleyeceği ve esas hattın azami 12 mile kadar olan mesafedeki sulardır. Karasuları da iç  sular gibi tam bir egemenlik hakkının geçerli olduğu deniz alanlarıdır. Dolayısıyla deniz ülkesi;  iç sular ve karasularının bütünüdür.

Son dönemde sıkça rastladığımız Kıta sahanlığı ise Karasularının ötesinde Azami 200 mile kadar uzanan deniz alanlarını ifade etmektedir ki bu alanlarda devletlerin yetkileri daha sınırlı olsa da gümrük vb alanlarda oldukça mühim yetkileri bulunmaktadır.

Son dönemin en popüler kavramı ise şüphesiz (MEB)  Münhasir Ekonomik Bölgeler. Bu kavram 60 lı yıllardan sonra literatüre girmiş nisbeten yeni bir kavram. İngliizce terminoljide (EEZ) “Exclusive economik Zone” olarak yer bulan bu terimi Türkçemize Özel Ekonomik Alan olarak birebir tercüme etmek mümkün.

Münhasır Ekonomik Bölge Kıta sahanlığı içerisinde ilan veya anlaşma yoluyla kazanılan,  deniz yatağı, toprak altındaki kaynaklar bakamından ilan eden devlete hak ve yetkiler veren alanlardır. Münhasır Ekonomik bölge kavramı esasen ekonomik ve hukuksal bir anlam taşımaktadır. Kıta sahanlığı kavramından çok daha geniş uygulama alanı bulunmaktadır. Ancak gündemde bu kadar çok yer işgal etmesinin sebebi şüphesiz ki Doğu Akdeniz’in zengin hidrokarbon yatakları ile bu yataklar üzerindeki hak sahipliğinin tespitinde önemli bir kavram olması.

Münhasır Ekonomik Bölge olarak ilan edilen yerlerde ise diğer devletlerin deniz ulaşımına, İletişim kablolarına ve enerji nakil hatları tesisine ve bilimsel araştırmalara müsaade etmek ve engel olmamak yükümlülüğü mevcuttur.

Bu itibarla MEB içindeki çalışmalar sırasında zararsız geçiş hakkı gibi uluslararası hukuktan kaynaklı haklarını kullanan deniz araçlarının güvenliği amacıyla NAVTEX olarak adlandırılan (Navigational  Telex) uluslararası haberleşme -bilgilendirme sistemi ile duyuru yapılması yolu tercih edilmekte bu suretle MEB üzerindeki uluslararası hukuk kaynaklı egemenlik haklarının kullanıldığı da vurgulanmaktadır.

MEB ilan devletin bu alanı kara ülkesine bitişik azami 200 mile kadar olan içiresinde bulunması zorunludur.  Bu alanın belirlenmesinde ana karanın dikkate alınması zorunlu olup anakara statüsünde olmayan adalara ilişkin kıta sahanlığı kıta sahanlığı ve MEB tanımlanması uluslararası hukuk bağlamında geçerli bir iddia değildir. Batı Komşumuz Yunanistan devleti ile yaşanan ihtilafın temelinde Yunan adalarının kıta sahanlığının varlığı iddiası yatıyor.

Zira İngiltere Fransa Manş denizi ihtilafı, Romanya Ukrayna İhtilafı, Libya malta ihtilafı,  Eritre yemen ihtilaflarının tamamında Uluslararası Adalet divanı adaların kendi başına kısa sahanlığı ve MEB ilan edemeyeceğini hükmetmiştir.

Yunanistan’ın asılsız iddialarını desteklemek amacıyla AB tarafından İtalya’nın Sevilla Üniversitesine hazırlattırılan çalışma sonucu ortaya konulan harita ile Doğu Akdeniz’deki deniz alanlarını gösterir harita da Yunanistan’ın iddialarının kabul edilemez iddialar olduğu net olarak görülmüştür. Zira bu haliyle uygulanmasının mümkün olmadığı Yunanistan’a ait olan ancak haritada dahi görünemeyecek kadar küçük yüzölçümüne sahip ada parçacıklarına dayanarak ülkemizi Akdeniz’e çıkamaz bir hale getireceğini adeta mizahi bir biçimde ortaya koymuştur.

Sevilla Haritası isimle empeyalist harita

Ülkemiz dahilinde ve aleyhine yayın yapabilen dış mihrakların güdümündeki bazı yayın organlarında kara propaganda amacıyla Doğu Akdeniz Münhasır Ekonomik bölgemizde yaptığımız faaliyetlerimizin kanunsuz, hukuksuz olduğu iddiaları tamamen kara propaganda amaçlıdır.

Mavi vatan sınırlarımızda en küçük bir ihtilaf veya başa devletlerin haklarına tecavüz etmek gibi bir niyet bulunduğunu iddia etmek hukuki gerçeklerden uzaktır. Ancak başka devletlerin mavi vatan hudutlarımıza tecavüz girişimleri de millet olarak karşısında durulması gereken emperyalist girişimlerdir.

Bu itibarla ülkemiz MEB ilanını Birleşmiş Milletler nezdinde gerçekleştirmiş ve son olarak meşru Libya Ulusal Mutabakat hükümeti ile yapmış olduğu anlaşma ile deniz sınırlarında en küçük bir şüphe bırakmayacak şekilde tüm uluslar arası metinlere ve teamüllere uygun olarak tespit ve ilan etmiştir.

Mavi Vatan Doktrinini uluslararası deniz hukuku bağlamında okyanusta bir damla kabilinden özetlemeye çalıştıgım bu yazıda Mavi Vatan Doktrini il ortaya koyan ve hem görev yaptığı kurumlarda hemde akademik çalışmaları ile devlet politikası haline gelmesinde büyük emekleri olan Tümamiral Doc.Dr. Cihat Yaycı komutanımızdan ve emeklerinin kıymetinden söz edilmese yazı eksik kalırdı muhakkak…

En küçük bir şüphe dahi barındırmayan 462.000 KM2 lik Mavi Vatan sularının tespitinde MAvi Vatan Doktrini hukuken makbul temelleri olan tutarlı, karşı tezler veya ülkeler arası hasmane birliktelikler ile geçirsiz kılınamayacak güçtedir.

  • Yazı AfyonBaro dergisi eylül- Ekim sayısında yayınlanmıştır. http://www.afyonbaro.org.tr/e-dergi

Kaynakça

-Nuray KARAPINAR  Birleşmiş Milletler Denizhukuku Sözleşmesi Ve deniz Alanlarına İlişkin Bazı avramlar

-Doğu Akdeniz’in Paylaşımı Mucadelesi ve Türkiye, Doç Dr Cihat Yaycı

  • Uluslararası Deniz Hukuku Prof.Dr. Hakan Karan

 

DAVA DİLEKÇESİ NASIL YAZILIR ?

Çok faydalı bulduğum bir makaleyi, Av. Sevket Kurt’un “Dava dilekçesi nasıl yazılır” isimli yazsınını sayfamda yayınlamak istedim.

Paylaştığım bu makale öncesinde Afyon Baro dergisinde ve bir cok internet sayfasında paylaşılmış olmasına rağmen kıymetine binaen sayfamda paylaşmanın faydalı olacağını düşünerek buraya aktardım.

Dilekçe yazmaya başlamadan önce bir hukuki sorunun çözümünde uyulması gereken kurallar dikkate alınır.

Ernst Hirsch, Pratik Hukukta Metot isimli kitabında bunları açıklamıştır. Bu aşamalar yerine getirilmeden dilekçe yazmaya başlamamak gerekir:

1. Olayı saptayın. Hukuki uyuşmazlığın nerede toplandığını belirleyin.

2. Sualin özünü tahlil edin, incelemeye sorudan hareket ederek başlayın, hangi sıfatla cevap vereceğinizi bilin. Avukat/hakim/savcı/müdafii/katılan vekili/tanık/bilirkişi, kimsiniz?

3. Yer ve zaman bakımından hangi hukukun uygulanacağını araştırın.

4. Talebinizi ve dayanağını belirleyin.

5. İddia ve savunmanın dayanabileceği hukuki ilişkiyi saptayın, mantığa uygun ihtimalleri gözden geçirin.

6. Hukuki ilişki olaydan hemen anlaşılmıyorsa bunu sistematik şekilde arayın gerekirse şema yapın. Şemada 5n 1k(ne? ne zaman? nerede? nasıl? neden? –nereden?- kim?) kuralını kullanın.

7. Hukuki ilişkinin mevzuattaki yerini kontrol edin. Uluslararası sözleşmeler, anayasa, kanun, yönetmelik, tüzük vb. kaynakların yanında, öğretide ve içtihatlarda da araştırma yapın.

8. Talep hakkını mümkünse birden fazla hukuki ilişkiye ve hukuki müesseseye dayandırın.

9. İlk itirazları inceledikten sonra, dava şartları ile davanın mesnedini inceleyin, bundan sonra def’ileri inceleyin.

10. Uyuşmazlığı tam olarak açıklayın. Uyuşmazlığı anlatırken hukuk diline çevirin.

11. Yazmaya başlamadan önce plan oluşturun.

12. İddialarınız ve iddialarınızın dayanağı olan bilgi ve düşünceler arasındaki teselsüle büyük önem verin.

13. Fikrinizi açık olarak anlatın. 

Hatta öncesinde bu maddeleri ihtiva eden bir ön hazırlık çalışması yapılması dava üzerinde hakimiyet sağlayacaktır.

         Dilekçe yazımına başlamadan önce, temelde tümdengelim ve tümevarım akıl yürütme metodları kullanılmaktadır. Kullanım oranı olarak tümdengelim yönteminin ezici bir üstünlüğü vardır. Esasında bu akıl yürütme yöntemiyle bir hukuki argüman oluşturulmaktadır. Bir argümanın başarılı olması için iki şartı ihtiva etmesi gerekir.

1.Argüman geçerli olacak.(Sonuç öncüllerden çıkmalı)

2.Argüman doğru olacak.(Öncüllerin doğru olma ihtimali yanlış olma ihtimalinden fazla olmalı)

Bunlara basit örnekler vermek gerekirse; 

Tümdengelime göre:
“a. Mala zarar verme suçu ancak kasten işlenir
b. Mehmet kasıtla hareket ederek mala zarar vermemiştir.
c. Öyleyse Mehmet mala zarar verme suçunu işlememiştir. “

Tümevarıma göre:
“a. Ahmet’e hapis cezası verilmesi için yeterli delil yoktur.
b. Mehmet’e hapis cezası verilmesi için de yeterli delil yoktur.
c. Öyleyse yeterli delil yok ise hapis cezası verilmez.” şeklinde açıklanabilir. Bu akıl yürütme yöntemleri ile aslında başarılı argümanlar kurmamız gerekmektedir. Üretilen bu hukuki argümanlar içerisinde akıl yürütme ve mantık hatalarını barındırmamalıdır.

Bir avukat ile bir arzuhalci dilekçesi arasında fark olmalıdır. Avukat dilekçelerinde kelime zenginliğine önem vermeli aynı kelimeyi mümkünse tekrar kullanmamalıdır. Avukat, hukuk ilmine vakıf kişidir, hukukun iç içe geçtiği diğer ilimlerden yararlanabilir. Misalen bir arkadaşım dilekçesinde Freud’un kitle psikolojisine atıf yaparak şiddete meyilli bir grup içerisindeki gençlerden birinin diğerini bıçaklaması neticesinde açılan haksız fiil nedeniyle tazminat davasında şiddete meyilli insanların yaşadığı gruplarda bunun normal bir davranış olduğunu ve burada mağdurun rızasının haksız fiil tazminatına engel bir neden olduğundan bahsetmiştir. Görüldüğü üzere hukuk başta mantık olmak üzere diğer ilimlerle ve bilim felsefesiyle de iç içedir. 

Dilekçe yazarken tipografiye de önem vermek gerekmektedir. Genelde dilekçeler hakimler tarafından çıktı alınarak okunmaktadır. Bu nedenle en azından ceza hukuku, borçlar hukuku, ticaret hukuku gibi klasik hukuk dallarında genellikle Times New Roman vb. tırnaklı yazı tiplerinin tercih edilmesi daha doğru olacaktır. Bilişim ve teknoloji hukuku, fikri mülkiyet hukuku gibi yeni alanlarda ise geleneksel tırnaklı yazı tipleri tercih edilmemelidir. Bu konuda “Hukukta yazı tipi tercihi: Comic Sans ile yazılan bir dilekçe, duruşmaya tişörtle girmekle eşdeğer mi?” isimli yazısının linkini yazımın altındaki kaynakça ve atıflar kısmında paylaşıyorum.

 Yine bir kimsenin sözlerini ona karşı kullanmak o şahsı etkilemek bakımından etkili bir yöntemdir, buna yansıtma(ayna) yöntemi denilmektedir. Aynı kural ilk derece mahkemelerine veya Yargıtay’a gönderilen dilekçelerde de uygulanabilir. Örneğin, Yargıtay 2.HD, “davacı koca” yerine “davacı erkek” hitabını seçmiştir. Şayet Yargıtay 2.HD’ye bir temyiz dilekçesi gönderiyorsak daha etkili olabilmesi için bu hususa dikkat edilebilir. Bu ve buna benzer psikolojik manipülasyon tekniklerinin dilekçelerde de uygulanabileceğini kanısındayım.

 Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri içtihatlarındaki karşı oy yazıları uygulamada işler aksimize gelişmişse dilekçede kullanılabilir. Gereksiz ayrıntıları içeren dilekçeler yazılmamalıdır. Prof. Dr. İrfan Baştuğ’un sıklıkla tekrarladığı gibi, eski bir deyimle dava dilekçesi, “efradını cami ağyarını mani” nitelikte olmalıdır. Başka bir ifade ile içermesi gereken her şeyi içeren, dışında bırakması gereken her şeyi de dışında bırakan nitelikte olmalıdır. Örneğin müvekkil büronuza geldiğinde ve boşanmak istediğinde başından geçen her şeyi anlatacaktır. Yapmanız gereken anlatılan vakıalardan işinize yarayanları esas alıp kanunda yer alan mutlak ve nısbi boşanma sebeplerinden birine istinat ederek Yargıtay içtihatları doğrultusunda somut olayları soyut kurallara uydurup çıkarımlarınızı hukuki bir dil ile dilekçeye aktarmanızdır. 

Örnek üzerinden devam edecek olursak; Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası dilekçesinde halk ağzıyla şunları yazmak yerine:”müvekkilim ile karşı taraf arasında şiddetli geçimsizlik vardır, müvekkilim ile karşı taraf hiç anlaşamamaktadır.”; şunları yazmak:”müvekkil ne zaman davalı kadınla konuşmak istese; davalı kadın müvekkili hor görmüş, müvekkilin fazla kilolarıyla gerek ailesinin gerekse akrabalarının yanında dalga geçmiştir. Çocuklarına ve eşine ilgisizlik gösteren, ailesiyle ilgilenmeyen karşı taraf ilgisiz davranmak suretiyle müvekkilimize duygusal şiddette bulunmuştur. Bu iddiamızı tanık beyanlarıyla da kanıtlayacağız.” demek daha doğru olacaktır. Yani dilekçe HMK’da da benimsenen somutlaştırma yükü ile ispat yüküne uygun olmak durumundadır. 

Bununla ilgili olarak yakın tarihli bir içtihat şu şekildedir: 

“Yargıtay 22. Hukuk Dairesi  2015/1688 E. , 2016/8351 K.
“içtihat metni”
mahkemesi :Asliye hukuk mahkemesi

dava : davacı, fazla çalışma ücreti alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.

hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

y a r g ı t a y  k a r a r ı
davacı isteminin özeti:
davacı vekili, davacının işyerinde fazla çalışma yaptığı halde ücreti ödenmediği iddiası ile fazla çalışma ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

davalı cevabının özeti:
davalı vekili, davacının iddialarının yerinde olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

mahkeme kararının özeti:
mahkemece, 6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanunu’nun 119. maddesi uayrınca davacının somutlaştırma yükümlülüğünü yerine getirmediği davanın usulden reddine karar verilmiştir.
temyiz: kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

gerekçe:
6100 sayılı kanun’un 194. maddesinde, somutlaştırma yükü düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. madde gerekçesinde, maddenin ihdas amacının, uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğu belirtilmiştir. gerekçenin devamında, “bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıalarınileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi sözkonusu olacaktır. taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı şart vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır.” şeklindeki ifadelere yer verilerek somutlaştırma yükünün anlam ve önemi vurgulanmıştır.

6100 sayılı kanun’un 119/1-e. maddesi uyarınca da, davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin dava dilekçesinde yer alması zorunludur. 6100 sayılı kanun’un 25. maddesi gereğince de hâkim, tarafların ileri sürmediği vakıaları ve söylemediği bir şeyi dikkate alamaz, hatırlatmada dahi bulunamaz ve hâkimin kendiliğinden delil toplaması da mümkün değildir. kanunda vakıaların açık ve somut olarak gösterilmesi yeterli görülmemiş, 6100 sayılı kanun’un 119/1-f hükmünde ayrıca, açık ve somut olarak gösterilmesi gereken her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğinin de belirtilmesi aranmıştır. keza, bu durum, yukarıda açıklanan 194. maddenin ikinci fıkrasının da tereddüt uyandırmayacak derecede açık hükmünün bir gereğidir.

bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, davacı, dilekçesinde talebinin dayanağı olan vakıaları tek tek, açık ve somut olarak göstermek ve her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini de somut olarak belirtmek durumundadır. bu eksiklikleri gidermenin yolu, 119. maddenin 2. fıkrasındaki süreyi vermek değildir. zira, 6100 sayılı kanun’un 119. maddesinde dilekçedeki eksiklik halinde ne yapılması gerektiği maddenin 2. fıkrasında belirtilmiştir. bu fıkraya ve maddenin gerekçesine bakıldığında, kanun koyucunun, dilekçedeki bazı eksikliklerin bir haftalık süre verilerek tamamlanması, tamamlanmadığı takdirde de davanın açılmamış sayılması gerektiğini kabul ettiği görülmektedir. bunlar, 119. maddenin 1. fikrasının (b), (c), (ç), (ğ), (h) bentlerindeki hallerdir. bunun dışındaki hallerde ne yapılacağı 119. maddede belirtilmeyip ya ilgili özel kanun hükmüne (örneğin, dava değerinin gösterilmemesi halinde harçlar kanunu hükümleri) veya diğer hükümlere başvurulması gerekmektedir. dilekçede vakıaların hiç ya da somut olarak gösterilmemesi ve delillerle bağlantı kurulmaması halindeki özel düzenleme ise 194. maddedir. dolayısıyla bu hükümden hareketle sorun çözülmelidir.

daha önce doktrinde ve kısmen yargı kararlarında zikredilen somutlaştırma yükü, 6100 sayılı kanun ile birlikte açık bir kanunî düzenlemeye kavuşmuştur. ancak, bu noktada iddia yükü ile somutlaştırma yükünü birbirinden ayırdetmek de gerekir. dilekçede hiçbir vakıaya veya hukukî nitelikte vakıa sayılacak iddialara yer verilmemişse, o zaman “iddia yükünün” yerine getirilmemesinden; belirli vakıa iddiaları mevcut olmakla birlikte, bunların somut ve açık şekilde gösterilmemesi (ve delillerle bağlantı kurulmaması) halinde ise, somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilir (o. atalay, menfi vakıaların ispatı, izmir 2001, s. 22 vd.; h.pekcanıtez/o.atalay/m. özekes, medenî usûl hukuku, 14. bası, ankara 2013, s. 664 vd.). bu her iki yük de usûlî yükler olmakla birlikte, sonuçları ayrı değerlendirilmelidir. iddia yükünün yerine getirilmemesi halinde, gerçek anlamda bir vakıa iddiası mevcut değildir ve hukuk muhakemeleri kanunu m. 25 gereğince hâkimin mevcut olmayan bir vakıaya dayanması, hatta bunu hatırlatması mümkün olmayacaktır. iddia edilmeyen bir şeyin ispatına yönelik faaliyetten de söz edilemez. kısaca, iddia yoksa, ispat da yoktur (atalay, s. 27-29; b. umar, hukuk muhakemeleri kanunu şerhi, 2. baskı, ankara 2014, s. 139, 144).bu sebeple, iddia yükünün yerine getirilmemesi halinde, dilekçeler teatisi şamasında bu eksiklik tamamlanmamışsa (ki iş yargılamasında basit yargılama usûlü uygulandığından dilekçeler teatisi olarak ancak birer defa dilekçe vermek mümkündür), bu aşamadan sonra başkaca bir inceleme yapmadan, işin esasına girmeden, davanın “iddia yükü yerine getirilmediğinden usûlden reddi” gerekir (umar, s. 139). çünkü, esasa girip ne ön inceleme ne tahkikat konusu yapılacak bir vakıa mevcuttur.

davacının dilekçesinde talebine dayanak yaptığı bazı iddialar (vakıalar) olmakla birlikte, bunlar somut ve açık değilse, o zaman somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilmelidir. somutlaştırma yükü yerine getirilmeden ne karşı tarafın sağlıklı savunma yapması ne de sağlıklı bir hüküm verilmesi mümkündür. çünkü, karşı tarafın hukukî dinlenilme hakkının gereği olarak açıklama ve ispat hakkını kullanabilmesi için, öncelikle kendisine yöneltilen iddialar hakkında tam olarak bilgilenmesi zorunludur. (m. 27). keza, hükümde nelerin yer alması gerektiğini belirten hukuk muhakemeleri kanunu m. 297 gereğince, tarafların iddia ve savunmalarının, uyuşmazlık noktalarının, hükmün dayandığı ve sabit görülen vakıların, tam olarak gösterilmesi aranmaktadır (m. 297/1-c). somut vakıalar olmadan, hâkimin sağlıklı ve somut bir karar vermesi de mümkün değildir.
davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur. somutlaştırmak, bir iddiayı, zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. vakıaların somutlaştırılmasından sonra, karşı tarafça savunma yapılabilir ve mahkemece bir vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve vakıa üzerinde inceleme ve tartışma yapılarak karar verilevilir (atalay, s. 31 vd.; pekcanıtez/atalay/özekes, s. 665). soyut ve genel ifadelerle dilekçe yazmak, tarafın kendi bilmediği bir şeyi karşı tarafın bilmesini ve mahkemenin de talepte dahi bulunanın bilmediği, somut olarak ileri sürmediği, belirsiz bir şeyden sonuç çıkarmasını beklemek anlamına gelir ki, bu durum hukuk kuralları bir yana mantık kurallarıyla da bağdaşan bir durum değildir. yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, dava malzemesini getirmek tarafların, hukuku uygulamak mahkemenin işidir. taraflar dava malzemesini eksik değil, tam olarak getirmek durumundadırlar. unutmamak gerekir ki, talebin tam tespit edilemediği belirsiz alacak davasında dahi, talep konusu belirsiz olsa dahi, kanun hukuki ilişkinin belirtilmesini zorunlu kılmıştır (HMK m. 107). çünkü, kişi, belirsiz ve bilinmeyen bir hukukî ilişki ve vakıadan hareketle bir talepte bulunamaz.

somutlaştırma yükü de iddia yükü gibi usûlî bir yük olmakla birlikte (atalay, s. 36), sonucu iddia yükünden farklıdır. iddia yükünde ortada bir vakıa yokken, somutlaştırma yükünde bir vakıa mevcut, ancak kanunun aradığı şekilde açık ve somut değildir. bu durumda, özellikle hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) ile ön inceleme hükümleri (HMK m. 320, 137, 140) dikkate alınmalıdır. çünkü, “maddi ve hukuk açıdan belirsiz yahut çelişkili” hususlarda hâkim davayı aydınlatmak durumundadır (v. karaaslan, medenî usûl hukukunda hâkimin davayı aydınlatma ödevi, ankara 2013). somut olmayan vakıalarda, maddi ve belirli ölçüde hukuki belirsizlik mevcuttur, bu belirsizliğin giderilmesi gerekir. bu belirsizlik dilekçelerin verildiği aşamada giderilebileceği gibi, özellikle gerek hukuk muhakemeleri kanunu m. 320 gerekse m. 137 ve 140 hükümleri gereğince, hâkim tarafından bu konuda çaba gösterilmesi gerekir. çünkü, ön ncelemede tarafların iddia ve savunmalarının tespit edilmesi, anlaştıkları ve anlaşamadıkları noktaların tek tek belirlenmesi gerekli ve zorunlu olup bu aynı zamanda hâkimin ödevidir. bu çerçevede hâkimin ön incelemede mutlaka somutlaştırmayı sağlaması gerekir. bu sebeple, sadece tarafların dilekçelerini tekrar ettikleri yönündeki beyanların tutanağa geçirilmesi veya soyut ifadelerle tespit yapılması yeterli değildir. bu, mahkemenin yargılamayı yürütmesi bakımından sağlıklı olmayacağı ve kanuna aykırı olacağı gibi, yargıtay denetimine elverişli bir durum da oluşturmayacaktır. bunun gibi, tarafların üzerinde bulunan yükleri (iddi, somutlaştırma ve ispat yükü) ve hâkimin görevi ve ödevini bilirkişinin üzerine yıkarak, bilirkişinin bu tespitleri yapması da beklenemez ve bu tespitlere göre de dava yürütülemez. zira, tarafın iddiası olmayan veya somutlaştırmadığı bir hususu, bilirkişi incelemez, değerlendiremez; bilirkişi hâkimin yerine de geçerek davayı aydınlatamaz, uyuşmazlık ve vakıa belirlemesinde bulunamaz. bilirkişi ancak, varolanı inceleyebilir, açıklayabilir, teknik bilgisiyle istenen hususu tespit edebilir. başlangıçta taraflarca ve hâkim tarafından gerçekleştirilmeyen bu işlemlerin sonradan bilirkişi marifetiyle giderilmesi usûlen mümkün değildir.

eğer somutlaştırma yükü, hâkimin davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevine rağmen, davacı tarafından yerine getirilmemişse, o zaman bu yüke bağlanan yaptırım ortaya çıkacaktır. somutlaştırma yükünün yerine getirmemenin yaptırımı, ispat yükünü yerine getirmemektir. bu ise, aslında vakıanın ispata elverişli kabul edilememesi ve bunun sonucu olarak da belirsizlik rizikosuna katlanma şeklinde gerçekleşecektir. böyle bir durumda, somutlaştırma yükü ve dolayısıyla ispat yükü yerine getirmediğinden, ispat edilemeyen davanın reddi sonucu doğacaktır ki, bu da davanın esastan reddi olup işin esası bakımından kesin hüküm oluşturacaktır. (atalay, s. 36; pekcanıtez/atalay/özekes, s. 666; umar, s. 144).
sonuç olarak dava dilekçesinde, gerek 6100 sayılı kanun’un 119/1-e maddesi gerekse 194. maddesi gereğince somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olması halinde, önce hâkim davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemdeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini (yeni bir vakıa meydana getirmeden, sadece mevcut vakıa kapsamında) davacıdan istemeli, bu eksiklik tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek karar verilmeli, bu eksiklik tamamlanmaz, somutlaştırma gerçekleşmezse, ispatsız kalan davanın reddine karar verilmesi gereklidir. somut olayda, davacının talebi sadece fazla çalışma ücretine ilişkidir. davacı vekili dava dilekçesinde işçinin hizmet süresini, ücretini ve saatlerini de belirterek üç vardiya halinde çalışıldığını, gece vardiayasında yedi buçuk saati aşan çalışmaları bulunduğunu, vardiya sonrasında da çalışmaya devam edildiğinden fazla çalışma yapıldığını bildirerek bu iddialarını tanık delili ispat edeceğini açıkça bildirmiş ve mahkemenin verdiği süre içersinde de bu konudaki tanıkların isim ve adreslerini dilekeçsi ile açıklamıştır. bu durumda davacının vakıalarını gösterdiği, bu bunların hangi, delillerle bağlantılı olduğunu da açıkladığına göre artık 6100 sayılı kanun’un 119 ve 194 maddeleri kapsamında somutlaştırma yükümlülüğünü yerine getirilmediğinden bahsedilemeycektir. işin esasına girilerek yargılmaya devam edilip toplanacak delillere göre bir karar verilmesi gerekirken usulen davanın reddine karar verilmesi bozma sebebidir.

sonuç:
temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden bozulmasına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 17.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

Ancak davayı kazanmanızın güç olduğu veya çok fazla müvekkilin bulunduğu dosyalarda uzun dilekçeler yazılabilir. Yine basit yargılama usulünün uygulandığı davalarda her detay, her ayrıntı dava dilekçesinde yer almalıdır. Burada deliller de dava ile cevap dilekçesiyle birlikte sunulmalıdır. Dava ile ilgisi bulunmayan olaylara değinmek lafazanlıktır. İddiaları hukuki zemine oturtmamak ise havada kalmalarına yol açar. Dilekçeler usul kanunlarında düzenlenen usul kurallarına uygun olmalıdır. Misal mahkemeye hitap ederken hukuk davası ise … Hukuk Mahkemesine, idari dava ise …. İdare Mahkemesi Başkanlığına, ceza davalarında ise tartışmalı olmakla birlikte ….Mahkemesine ya da …. Mahkemesi Başkanlığına, …. Sulh Ceza Hakimliğine hitaben dilekçe yazılmalıdır. Hitap kısmında ….Mahkemesi Sayın Hakimliğine vb. saygı sözcükleri yazılmaz, saygı sunulmak isteniyorsa dilekçenin sonunda yer verilir.(Lâkin HMK ‘da “vakıaların açık özeti” dediği için, dilekçede vakıaların açık özetini yazmanıza gerek yoktur, “Açıklamalar” demek yeterlidir. Hatta a)Olayların özeti b)İhtiyati tedbir talebi c)Usule ilişkin açıklamalar d)Esasa ilişkin açıklamalar diye ayrım yapmakta yarar vardır. Olayların özeti de kendi başlığı altında kronolojik sırayla yahut uygun göreceğiniz başka tür sıralamayla yazılabilir. Misalen: boşanma davasında “Karısını başka bir kadınla aldattı!” gibi magazin kokan, ilgi çekici başlıklar atılabilir. Olayın özeti, yarım sayfayı geçmemelidir. hakim gerek iş yoğunluğundan gerekse memuriyet üşengeçliğinden uzun uzadıya yazılan dilekçeleri okumaz, okusa da bir süre sonra dikkati dağılacağından başını hatırlamakta güçlük çeker. Bu sebeple meramınızı kısa ve etkili anlatmak lehinizedir. Olay özetlendikten sonra yukarıda anlattığınız olayda talebinizin hangi hukuki müesseseye dayandığını ve şartlarının oluştuğunu somut bir biçimde açıklamak ve hangi delillere dayandığınızı belirtmek gerekir. Misalen: “yukarıda açıklamış olduğumuz olay çerçevesinde talebimiz haksız fiile dayanmaktadır. hukuka aykırı bir eylem söz konusudur, nitekim şu tarihte şu kişi şu kişiye şu yerde çarpmıştır. Trafik tespit tutanağı,tanık, keşif ve bilirkişi ile bu iddiamızı doğrulayacağız.” Her ne kadar usul hukukuna uygun dilekçe bu şekilde olsa da uygulamada “hukuki nedenler” kısmından sonra “deliller” yazıp altına sıra numarası ile 1.mali içtimai durum araştırması 2.tanık 3.yasal ve sair her türlü delil vesaire şeklinde yazılarak sonuna “karşı tarafın bildireceği delillere karşı delil bildirme hakkını saklı tutarız.” ibaresi eklenir. “Yasal ve sair her türlü delil” uygulamada yazılmaya devam etse de hukukta artık bir karşılığı yoktur. Dilekçeler teatisi aşaması tamamlanmadan delillerini bildirmeyen artık ön inceleme safhası ve sonrasında delil listesi bildiremez.( HGK, 20.4.2016, e. 2014/13-856, k. 2016/523) Ön inceleme ve sonrasında ancak dilekçeler aşamasında bildirilen deliller sunulabilir. Esasa ilişkin açıklamalarınızdan sonra altına gerekli görürseniz Yargıtay kararlarını ve doktrinde ihtilaf olan görüşlerde lehinize olanları kullanabilirsiniz. Bu da bittikten sonra “hukuki nedenler” kısmında “4857 sayılı İş Kanunu, HMK ve diğer ilgili mevzuat.” şeklinde talebinizin dayandığı kanun hükümleri yer alır. Burada “HMK.m.2” vesaire şeklinde tek tek dayanılan maddeleri yazmak daha doğru olsa da uygulamada “HMK” yazılıp geçilmektedir. Son olarak talep sonucu açıkça belirtilmelidir. Dilekçe yazıldıktan sonra dilekçenin HMK’ya göre dilekçede bulunması gereken zorunlu unsurları barındırıp barındırmadığı kontrol edilmelidir.

Ayrıca yazdığınız dilekçe, Av.Kemal Vuraldoğan’ın, öncesinde Ankara Barosu Dergisinin 2016/1 sayısında yayınlanan ve sonrasında kendi bloğunda güncellediği, ““Dava ve davaya cevap dilekçesi kontrol tablosu” isimli paylaşımına göre de kontrol edilmelidir:

                                              UYUŞMAZLIK BAŞLIKLARI

  1. UYUŞMAZLIĞIN HUKUKİ VASIFLANDIRILMASI (Haksız fiilden kaynaklanan tazminat, tacirler arası satım sözleşmesinden kaynaklanan alacak, tüketici kanununa tabi satım dözleşmesinden kaynaklanan alacak vs.)
  • DAVA ÖNCESİ ZORUNLU BAŞVURU GEREKİP GEREKMEDİĞİ (Zorunlu arabuluculuk, tüketici hakem heyeti, idari başvuru vs)
  • GÖREV 
  • YETKİ 
  • YARGILAMA YÖNTEMİ (Yazılı yargılama, sözlü yargılama vs, buna göre adli tatilde sürelerin işleyip işlemediği, sürelerin tebliğ veya tefhimle başlaması)

6. TARAF TEŞKİLİ (kimlerin davacı veya davalı sıfatına sahip olduğu, zorunlu dava arkadaşlığı ile davanın ihbarına gerek olup olmadığı)

  • SÜRELER
  1. Hak düşürücü Süreler
    1. Zamanaşımı Süresi
    1. Dava Süresi
    1. Cevap Süresi 
    1. İstinaf Süresi
    1. Temyiz Süresi   
  • FAİZ
  1. Faiz Başlangıç Tarihi (haksız fiilde olay tarihi, kıdem tazminatında fesih tarihi vs. dava açmadan önce temerrüt ihtarına gerek/fayda olup olmaması)
    1. Faiz Türü (avans, yasal, en yüksek mevduat, TTK 1530 faizi vs)
    1. Faiz Tutarı  (dava değerine eklenenecek mi?)
  • İCRA İNKAR TAZMİNATI 
  1. Fazlaya ilişkin hakkın açıkça “ SAKLI TUTULMASI “ gerektiği, aksi halde % 20’i aşan Zararların Talep Edilememesi Sorunu
    1. Fazlaya ilişkin zararın 1 (BİR) YIL içerisinde talep edilmesi gerekliliği 
    1. Talep Şartı (Dava dilekçesinde ya da cevap dilekçesinde talep edilmesi
    1. İcra İnkar Tazminatının İnfazında kesinleşmenin gerekip gerekmediği  
    1. İcra İnkar Tazminatının İnfazında Faiz Başlangıç Tarihi  
    1. İcra İnkar Tazminatının İnfazında Faiz Oranı   
  1. ISLAH (sadece dava değil, cevap dilekçesinin de ıslahının mümkün olduğu)
  1. UYUŞMAZLIĞIN ESASI 
  2. DELİLLER (haklı olmanın yetmemesi, iddiayı ispata elverişli mahkemelerce kabul edilen delillerin zamanında sunulması, toplanması)

13.       İSTEM (dilekçenin istem kısmının kanuna uygun ve amacı gerçekleştirmeye elverişli olması)

Bu yazı yazılırken, Muhammet Özekeş’in seminerlerinden, Av.Mehmet Kaya facebook grubundan, Türk Hukuk Sitesinden, Hukukihaber sitesinden istifade edilmiştir. Her yiğidin yoğurt yeme şekli farklıdır. Benim gibi mesleğin başındaki genç arkadaşlara, hukuk fakültesi öğrencilerine ve üstadlarımıza yol haritası olmasını temenni eder, saygılarımı sunarım.

KAYNAKÇA VE ATIFLAR

1. https://seyler.eksisozluk.com/dava-dilekcesi-nasil-yazilir?fbclid=IwAR3vLEygWEfYgQE5ZDDTLXLJtOe5PZuuMuKbF_tyfLNDS1pLEJFbfo9-LV4

2. https://eksisozluk.com/entry/59237512

3. https://kvuraldogan.blogspot.com/2020/03/dava-veya-cevap-dilekcesi-kontrol-formu.html

4. https://www.linkedin.com/pulse/dilek%C3%A7e-nas%C4%B1l-yaz%C4%B1lmaz-m-ufuk-tekin/

5. https://blog.lexpera.com.tr/hukukta-yazi-tipi-tercihi/

İLERİ OKUMA

1.Ernst HİRSCH-PRATİK HUKUKTA METOT

2.M.Ufuk TEKİN-A’DAN Z’YE DİLEKÇE NASIL HAZIRLANIR? – BİR DİLEKÇENİN ANATOMİSİ 3.Ertuğrul UZUN-HUKUK METODOLOJİSİNİN

AfyonBaro Dergisi

2020 yılı Ocak-Şubat sayısı ile Baromuz dergisinin tekrar yayına geçirilmesi kararı alınmasını müteakiben yoğun bir çalışma sürecine girildi.

Av.Murat Bozok, Av. Mustafa Okay. Av. Ecenur Kesemen, Av. Oğuz Kaçan meslektaşlarımızla format belirleme, içerik oluşturma-elde etme, yayın öncesi hazırlık aşamalarından sonra kısmen gecikme ile de olsa ilk sayımızın basımını ve dağıtımını gerçekleştirebildik.

İkinci sayımız ise Av. İsmail Akgül, Av.Şevket Kurt, Av. Emrah Mücahit Demiray’ın kıymetli katkıları ile elzem olduğu inkar edilemez kovid19 tedbirlerine ve ksıtlamalarına rağmen basılarak dagıtıldı.

Bu sayıda etkileyici bir azim ile tasarımı gerçekleştiren Gökhan Karagöz ile zor bir dönemde derginin dağıtımına emek veren Ahmet Çınar ve Celil Kızılkaya’nın emeklerini de dile getirmemek vefasızlık olurdu.

Neden yapılamayacağını sıkılmadan usanmadan anlatanlar olsada 3. sayıda hazırlanmak üzere… Gelinen noktada eksikliklerimiz olduğunu görüyor ve gidermeye çabalıyor ve çalışıyoruz.

Tokmak ve peruk gibi Anglo-Sakson hukukunun argümanlarının, Roma’nın zamanının çok ilerisindeki hukuk sistemi ile herhangi bir ilintisi olmayan tanrıça figürlerinin sayfaları işgal etmediği bir dergi oluşturmaya calıştık.

Akademik içerik ve içtihat yerine duruşma arası okuması niteliğinde içerik tercih ederek okuyucuyu sıkmayan, meslektaşlarımızın ilgisini çeken bir eser ortaya koymaya çalıştık. Bu çalışma bu haliyle “göz” durumunda olsada dinamik ve genç meslektaşlarımızın katkıları ve çabaları ile “çağlayan” olmasını ümid ediyoruz.

Yakın bir zamanda yeni meslektaşlarımızın katılımı ve destekleri ile 3.sayımızın basımını gerçekleştirerek yayın serüvenimizi devam ettireceğiz. Kıymetli görüşleri ile birbirinden değerli tez, deneme, özet, makale, yazı, görsel ve en önemlisi emekleri ile dergimize katkı sağlayan herkese;

İyi bir takımız, İyi ki varsınız.