İlk arabuluculuk ve ilk şerh

6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu hükümleri doğrultusunda ilk arabuluculuk faaliyetini başarıya ulaştırıp icra edilebilirlik şerhini alma imkanı oldu.

Arabuluculuk kurumu üzerine düşülmüş isede siyasi çalkantıların yargıda oluşturdukları artçı dalgalar sebebiyle henüz hakettiği yere gelemedi.

Bu sebeple ilk arabulucuk faaliyetim sonucu verilmiş olan “İcra edilebilirlik şerhi’ nin hüküm kısmını sayfamda paylaşmak istedim.

Arabulucuğun beklenen yere gelmesi temennisiyle…

Boşanma Davalarında sıkça sorulan sorular

Boşanma Davalarının SSS

Davayı hangi tarafın açması neticeyi değiştirir mi?

Boşanma davasında davranışları ile evliliğin son bulmasına sebep olan taraf kusurludur. Boşanma davasını erkek veya bayanın açması neticeyi değiştirmez. Boşanma davasında kusursuz veya daha az kusurlu olan taraf lehine hüküm elde edecektir.

Çocukların velayetini alabilir miyim?

Halk arasında dolaşan erkek çocuk anneye, kız çocuk baya vb deyişlerin velayet bakımından hiçbir değeri yoktur. Velayet konusunda eşlerin talep ve beklentilerinden ziyade çocukların geleceğe yönelik menfaatleri dikkate alınır. Bunun yanında anne bakımına muhtaç olma diğer eşin kusurlu fiillerinin niteliği (zina vb) de velayet bakımından önem arzeder.

Boşandıktan sonra hemen tekrar evlenebilir miyim?

Boşanma kararının kesinleşmesi ile erkek beklemeksizin yeniden evlenebilir. Fakat kadının bekleme müddeti olan 300 günlük sürenin bitmesini beklemesi gerekir. Hamilelik olmadığının doktor raporu ile tespit edilmesi ile hakim kararı ile bu süre kısaltılabilir, sonlandırılabilir.

Boşandıktan sonra eşimin soyadını kullanmaya devam edebilir miyim?

Boşanmakla kadın eski soy ismini kullanmaya başlar. Boşandığı eşinin soy ismini kullanması da Aile mahkemesi hakiminin iznine bağlıdır.

Tek celsede boşanma olur mu?

Taraflar 1 yıldan uzun zamandır evli olup boşanmadan sonra velayet, nafaka, tazminat ve eşya gibi konularında anlaşmışlarsa tek duruşmada boşanma kararı alınabilir. Aksi durum da süreç uzayacaktır.

Boşanma davam için avukat tutmalı mıyım?

Boşanma davanızı bir avukatın hukuki yardımı olmadan da açabilirsiniz. Ancak yargılama sürecinde hak kaybına uğramamak açısından hukuki yardım almanız da yarar vardır.

Eşim boşanmak istemez veya duruşmalara katılmazsa boşanamaz mıyım?

Eşinizin boşanmayı kabul etmemesi neticeye etkili olmayacaktır. Önemli olan eşinizin kusurlu davranışları ile evliliği yaşanamaz hale getirdiğini ispatlamaktır. Bu sebeple eşinizin duruşmalara katılmaması veya katılıp ama boşanmak istememesi yada boşanmayı maddi beklentilerinin karşılanması karşılığı kabul etmesi neticeyi değiştirmez. Eşinizin kusurlu davranışlarını ispatlamalısınız.

Boşandıktan sonra eşime nafaka ödermiyim.

Eşinizin boşanma sonucu yoksulluğa düşecek olması halinde nafakaya hükmedilir. Bu nafaka eşinizin gelir getirecek bir meslek icra etmesi veya tekrar evlenmesine kadar devam eder. Velayetlerinin eşinizde kalması durumunda çocuklarınız içinde iştirak nafakası ödemek durumunda kalırsınız.

İşsiz de olsam hakim nafakaya hükmeder mi?

Nafaka takdir edilmesi bir mesleğiniz veya geliriniz olmasına bağlı değildir. İşsiz de olsanız nafaka ödemekle yükümlü tutulursunuz.

BOŞANMA DAVALARINDA MADDİ TAZMİNAT MİKTARININ TAKDİRİ

4721 sayılı Türk Medeni kanunun 174. Maddesinin “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” hükmü karşısında boşanma kararı ile birlikte kusursuz veya daha kusurlu olan taraf lehine maddi ve manevi tazminata hükmolunmasının kanun gereği olduğu açıktır.
Ancak hükmolunan bu tazminat miktarının takdirinde özellikle maddi tazminat bakımından dikkate alınması gereken esaslara ilişkin en küçük bir veri henüz oluşturulabilmiş değildir.

Aşağıda son döneme ilişkin sunulan bir kaç Yargıtay Kararı ile takdir olunan tazminatın miktarı bozma konusu yapılmış ise de miktarın tayini bakımından her hangi bir kriter maalesef ortaya konulamamıştır. Bu somut kriterlerden uzak olma halinin sonucu tazminat miktarının tayininde hakime sınırsız bir takdir yetkisi vermesi ve yöreler arasında hatta aynı yöredeki diğer Aile Mahkemesi hakimince verilen kararlar arasında göze çarpan orantısızlık adalate güveni zedelemektedir.

Esasen tazminat hukuku Borçlar Hukukunun alanına girmektedir. Fakat Aile Hukuku ile düzenlenmiş olan boşanma sonucu tazminat kavramının genel tazminat esasları ile izahı pek mmkün değildir.

Tazminatın takdiri bakımından birinci belirsizlik bu tazminatın hangi hukuki nedenle takdir edildiğinin açık olmamasıdır. Evlenme akdi “sui generis” bir sözleşme olduğu düşünüldüğünde acaba kusurlu fiili ile evliliğin sona ermesine sebep olan taraf sözleşmeye aykırılık sebebiyle mi tazminat ödeme yükümlülüğüne girmektedir. Yoksa;

TMK 174 maddesinin lafzına bakıldığında “kusur” kavramının öne çıkarılması (kusurlu olan tarafın kusursuz veya daha az kusurlu tarafa) karşısında burada haksız fiil sorumluğuna yaklaşan bir tazminat yükümlülüğünden mi bahsetmemiz gerekmektedir.

Borcun kaynağının haksız fiil, sözleşeme aykırılık ve sebepsiz zenginleşme ile tasnif ve tahdit edilmiş olduğu düşünüldüğünde TMK 174 gereğince hükmolunanan maddi tazminatın öncelikle sözleşmeye aykırılık sebebine mi yoksa kusur sorumluğu ve hâksız fiil sebebine mi istinad ettiği yolundaki yapılacak değerlendirme tazminatın hesaplanması bakımından farklı kriterler ortaya koyacaktır. Dolayısıyla tazminatın takdirinde net kriterin olmaması hukuki sebebin belirsiz olmasından ileri gelmektedir.

Bugüne kadar süre süregelen uygulama ile bu karmaşa ve belirsizliği gidermek adına bir içtihat veya doktrin ortaya konulamamış tam tersine sorun görmezden gelinmekle yetinilmiştir. Bu bilinmezlik hali boşanma davası taraflarının dava sonunda elde edilecekleri tazminat hükmüne ilişkin ön bilgiye sahip olamamalarını ve yargı kararından memnuniyetsizliğe ve güvensizliğe sebep olmaktadır.

Maddi tazminatın nasıl hesap edileceği evliliğin devam ettiği dönemde yapılmış sözleşmelerin, uzun vadeli yatırımların, diğer eş lehine imzalanmış kredi sözleşmeleri sonucu uğranılan zararların madde metnindeki maddi tazminat hükmüne dahil olup olmadığı somut kriterlerin yokluğu sebebiyle bilinmemektedir.

Bu bilinmezlik hali; magazinel boşanmalar sonucu ödenen fahiş tazminatların cezb ediciliğiyle; boşanma sonucu maddi refah elde edeceği zannını taşıyan insanların hayal kırıklığıyla, mağduriyetleriyle ve aile kurumunun toplum yapısındaki rolü göz önüne alındığında uzaktan bakıldığında önemsenilmeyen, tahümmül edilebilir ancak birey bakımından huzur bozucu ciddi sorunların sebep olmaya devam etmektedir.

İçtihatlar: 13-18440

13-18615

14-8373

Evlilik Mal Rejimi

ortaklıkUyuşmazlıkları çözmesi istenilen kanunların teorik düzenlemelerden ibaret olması, uyuşmazlığın tarafı olan ve kanunun süjesi durumunda olan birey için anlaşılabilirlik problemi oluşturmaktadır.

Başka bir anlatımla mevzuatın mevcut ihtilafa nasıl uygulanacağı ve taraflara etkisinin ne olacağını tespiti için yardıma ihtiyaç duyulmakta olması günümüz hukuk dünyasının temel problemlerinden birisidir. “Kanunu bilmemek mazeret teşkil etmez” prensibi ile vatandaşın mevzuata uygun hareket etmesi beklenir ancak mevzuatın nasıl uygulanacağı konusunda kapsamlı bir eğitim ve hatta eğitim sonrası tecrübe gereksinimi en modern hukuk sisteminde dahi adalete karşı güven eksiğinin temel nüvesidir.

İnternet kullanımının yaygınlaşması ile “Google Dede” namı ile her şeyi bilen akil zat durumuna yükselen arama motorlarının verdiği arama sonuçları bilmeme kaynaklı iç gelirimin giderilmesine ve çözüm e katkı sağlayacak doğru meslek grubunun bulunmasına fayda sağlayacaktır. Ancak bu kolay ulaşılabilirlik denetlenemez bir halde olması nedeniyle çoğu zaman güncel olmayan veya hatalı sonuçlara sebep olduğu da gözen uzak tutulmamalıdır.

Gelir düzeyinin artışı ve finansman araçlarına kolay ulaşım; aile bireylerinin malvarlığındaki artışı sağlarken, bu artış boşanma sonrasında mal rejimi ile ilgili yeni soruları da güncel hale getirmiştir. 4721 sayılı Medeni Kanun ile kabul edilmiş yeni mal rejimi düzenlemeleri bu davaları daha da güncel hale getirmiştir.

Bu bakımdan mal rejimi ve tasfiyesi ile ilgili olarak sık sorulan ve eşlerce boşanma davası açılmadan önce dahi planlamaya gayret ettikleri bu konuda yüzeysel bir bilgi verme amacıyla bu yazıyı paylaşmak istedim.

Mal rejimi ve tasfiye konusu ile ilgili olarak en çok sorulan ve ihtifalın genel çerçevesini çizen 3 soru mal rejimi bahsinin ana hattını ortaya koyacaktır. Buna göre:

  • Hangi dönemde edinilmiş mallar ortaklığa konudur?
  • Hangi mallar ortaklığa konudur?
  • Eski Medeni Kanun döneminde evlenmiş olanların malları da ortaklığa konumudur?
  • Zamanaşımı süresi nedir?

-Eşler arasında bir ortaklık yerine “Mal Rejimi” tabirini kullanmak daha doğrudur. Eşler aralarındaki mal rejimini serbestçe belirleyebilirler. Buna göre eşler kanunla düzenlenen “Edinilmiş Mallara Katılma(MK218)”, “Mal Ayrılığı(MK242)”, “Paylaşmalı Mal Ayrılığı(MK244)”, Mal ortaklığı(MK256) rejimini seçmekte serbesttirler.

-Eşler bir mal rejimini seçmemişler ise edinilmiş Mallara Katılma rejimi geçerli olacaktır.(MK202) Dolayısıyla 4721 sayılı kanun liberal hükümleri çerçevesinde eşleri mal rejimi bakımından herhangi bir ortaklığa zorlamamaktadır. Bu konudaki sıkıntıların kaynağı kanun değil eşlerin bu konuyu daha öncesinde belirlememesidir. Bu belirsizlik halinde bir eşin edindiği tüm mallara diğer eş katılacaktır. (MK202) Bu üç soru “edinilmiş mallara katılma rejimi”ne göre değerlendirilirse;

1- Nikah akdinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar edinilmiş mallar ortaktır. Mal rejimi ölüm, farklı bir mal rejimi belirlenmesi, evliliğin iptali, boşanma ile son bulur (MK225)

2- Birinci cevaba göre mal rejiminin yürürlükte olduğu dönemde karşılık verilerek edinilmiş(ivazlı) tüm kazanımlar katılma rejimine konudur. Miras, Bağışlama nedenine bağlı kazanımlar karşılıksız olduğu için kapsam dışındadır. Ancak sigorta tazminat ödemeleri, emekli ikramiyeleri, tazminatlar gibi kazanımlar ise edinilmiş mal kapsamındadır.

3- Mal rejimi bakımından hangi tarihte evlendiğinizin bir önemi yoktur. Yani Eski Medeni Kanun döneminde evlenmiş olsanız dahi 4721 Sayılı Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden 1 yıl içinde mal rejimi belirlememiş olmanız halinde edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olacaksınız. (Medeni Kanun Yürürlüğü hakkında kanun m10)

Paylaşım bakımından önemli olan malın edinilmesi tarihidir. İhtilaf konusu mal edinilmiş mallar:

-Katılma rejiminin yürürlükte olduğu dönemde iktisab edilmiş ise Artık değere katılma davası (MK231) veya değer artış payı davası(MK227)

-Önceki kanun döneminde iktisab edilmiş ise Katkı payı alacağı davasına konu olacaktır.

4- Mal rejimine ilişkin davaların başlangıçta MK 178 maddesi gereğince 1 yıllık zamanaşımına tabi olduğu söylenmiş ise de Yargıtay 8. HD 10 yıllık zamanaşımını geçerli olduğunu içtihad etmiştir.

Konuya basitçe bir bakış olarak yazdığım bu yazı ihtilafın tarafı olanları asgari düzeyde ve yüzeysel bilgilendirme ve bilinçlendirme amacı gütmektedir. Bunun dışında mal rejimi ile ilgili yapacağınız düzenleme vb tasarruflar için muhakkak avukatınızın görüşü doğrultusunda hareket etmenizi tavsiye ederim.

“Aile konutudur” Şerhi (MK 194/3)

Aile konutu kavramı 4721 sayılı MK. 194. maddesinde düzenlenmiştir.

Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.

Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini isteyebilir.

Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini isteyebilir.

Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur.

 

194. maddede Aile konutu olarak düzenlenmiş olan “aile konutu” MK 19 maddesi doğrultusunda münferiden aile fertlerinin de ikametgahıdır.  Dolayısıyla eşlerin ikametgâhlarının aile konutu olduğu tartışmasızdır.

Ailenin fertlerinin yararlanmasına tahsis edilmiş olan konut üzerinde eşlerin birlikte tasarruf yetkileri olduğu MK 194/1 hükmü gereğidir.  Aile konutu olarak kullanılan taşınmaz üzerinde malikin tasarruf yetkisi büyük ölçüde kısıtlanmakta; malikin devir ve irtifak tesisi diğer eşin rızasına bağlanmaktadır.

Ancak aile konutuna sağlanan bu ayrıcalıklar tapu siciline şerh verilmesi halinde pratik fayda sağlayabilecektir. Zira taşınmazın aile konutu olup olmaması tapu    memurunca re’sen incelenecek bir husus olmadığından malikin beyanı ve talebi doğrultusunda talep edilen işlem yapılacaktır. Bu sakıncalı durumun önlenmesi amacıyla malik olmayan eşin başvurusu ile ve malikin rızasına bakılmaksızın gerekli şerhin sicile işlenmesi kabul edilmiştir.

Buna göre eşlerden yalnız biri veya birlikte tapu müdürlüğüne başvurarak “aile konutu” şerhi verilmesini isteyebilirler.

Malik olmayan eş, malikin rızası aranmaksızın yazılı başvurusu ile şerh verilmesini sağlayabilecektir.  Devam etmekte olan boşanma davaları sırasında malik olan eşin malik olmayan eşi mağdur edici işlemlerine engel amacına yönelik pratik ve ekonomik bir yöntemdir.  Buna göre şerh verilmesini isteyen; yazılı başvurusuna ekleyeceği aile kayıt tablosu(evliliğin belgelenmesi amacıyla), ikametgah belgesi, kimlik sureti ve bir vesikalık fotoğrafı ile taşınmaza “aile konutudur” şerhi verilmesini sağlayabilecektir.  Şerhin işlendiğine ilişkin bir belge de harç karşılığında talep sahibine verilecektir.  Fakat şerhin verilmesi için öngörülmüş bir harç yoktur. Harç sadece istenen belge karşılığıdır. Talep sahibi şerhin verilmesini harçsız sağlayacağından bir belge talep etmemesi halinde harç ödemesi gerekmeyecektir.

Tapu kaydının şerhler kısmına aile konutudur şerhi işlenecek ve şerhin işlenmesini müteakip tapu sicil memuru tarafından şerh verilen taşınmaz malikine bilgi verilecektir.  Tapu memuru tarafından şerhin işlenmesi ile muamele tamamlanmış olacaktır.  Bundan sonra şerhin kaldırılması ancak mahkeme kararı ile mümkündür. Talebin gerçeğe aykırı olduğunu iddia eden eş şerhin terkinini Aile Mahkemesi hakiminden talep edebilecektir. Bu davada uyuşmazlığın kaynağı aile hukukuna ilişkin olması nedeniyle 4787 sayılı kanun gereğince Aile Mahkemesi görevlidir.

Kanun koyucunun aile konutunun korunmasını yönelik düzenlemesi sebebiyle tek bir taşınmaza aile konutudur şerhi işlenmesi imkânı bulunmaktadır. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince malik olan eş adına kayıtlı tüm taşınmazlara şerh verilmesi talebi tapu memurunca kabul edilmeyecektir. Birden fazla taşınmaza şerh verilmesinin talep edilmesi halinde sadece ikametgâhın kayıtlı olduğu taşınmaza şerh verilecektir. Eşlerin kanuni ikametgahları ile, şerh verilmesi talep edilen taşınmazın bilgilerinin uyuşmaması halinde ise yine talep reddedilecektir.

Şerh verilmesi istenen taşınmazın tapuda mesken olarak kayıtlı görünmesi de bir diğer önemli husustur. Bu nedenle resmi ikametgahın tapuda depo, arsa veya işyeri olarak görünmesi halinde de talep reddolunacaktır.

Şerh verilmesi istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise sadece eşin hissesi üzerine şerh konulacaktır.

Aile konutu şerhi verilmiş olan taşınmaz üzerinde rehin, sükna gibi mülkiyeti sınırlayıcı işlemler yapılmasına da engel olacaktır.