Siyaset karşısında örnek bir hukukçu duruşu

Ahmet Cevdet Paşa

 

Osmanlı Devletinden bahsedince akla hukukçu olarak iki kişilik gelir. Bu kişiliklerden ilki Kanuni Döneminin büyük reformuna mihmandarlık eden Ebu Suud Efendi dir. Diğer önemli şahsiyet ise hem yaşadığı dönemde bugünkü gibi “Batılılaşma” hareketlerinin sürmesi hem de vefatı üzerinden henüz bir asır geçmiş olması sebebiyle yakın hissettiğimiz günümüz hukuk dünyasında daha fazla hayranlığa sahip olan Mecelle-i Ahkam-ı Adliyenin en büyük hissemendi olan Ahmet Cevdet Paşa dır.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ ın İbni Haldun’ un son şakirdi/talebesi diye nitelediği, günümüz tarihçilerinden İlber Ortaylı tarafından Medrese’nin son gülü diye sıfatlandırılan Ahmet Cevdet Paşa nın bizzat söylediği bir kaç cümle etkileyici. Yargıda kadrolaşma vb tecrübeleri bir türlü sonlandıramayan Cumhuriyet Hukuk Dünyası bakımından da ibretlik bir vecize:

Ben devletin hizmetkarlarındanım ve küçük rütbede bir adamım. Vükelanın ihtilafına karışmak bana yakışmaz. Ben herkesle barışığım.Behemahal bir bayrak altına girmek lazım gelirse, Bayezid meydanında bir bayrak açıp yalnızca altında otururum.  Ahmet Cevdet Paşa

 

 

 

 

Yurtdışında davanızdan haberdar olun

edevletYurtdışında yaşayan Türk vatandaşları için en büyük sorun Türkiye’de resmi işlemlerde, diğer bir deyiş ile devlet ile aralarındaki ilişkilerden haberdar olma zorluğu.

Ülkemizde kaldıkları dönemde yaşadıklarıile ilgili olarak haklarında açılmış bir dava olup olmadığı varsa bunun içeriği hakkında bilgi sahibi olma sorunu. Örnek olarak yurda geliş gidişlerinde tanzim edilmiş trafik cezası olup olmadığı, karıştıkları bir trafik cezası veya adli sorunlar sonucu tarafı oldukları bir davanın olup olmaması. Aleyhlerinde açılmış bir dava olması halinde bir sonraki yıl sıla dönüşü yakalama kararı ile karşılaşan ve bu sebeple huzursuzluk yaşayan ve sırf bu nedenle aile fertleri ile ilişkilerinde sorunlar yaşayanların sayısı oldukça fazla.

E-devlet giriş kapısı kullanımı oldukça yaygın olmasına rağmen yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız hala bu imkandan yeterince haberdar değiller. Bu sebeple bu yazıyı yazma gereği duydum. Yurtdışında ikamet eden vatandaşlarımız PTT şubelerinden temin edecekleri e-devlet şifresi ile www.turkiye.gov.tr adresinden haklarında açılmış olan dava olup olmadığı, trafik cezaları, vergi borçları vb bir çok resmi konudan haberdar olma imkanına sahipler. Bunun için Türkiye’de oldukları dönemde kimlik vb benzeri ile PTT şubesinden veya konsolosluklardan e-devlet şifresi almaları.  Vatandaşlıklan çıkmış olanlarında mavikartları ile bu imkandan yararlanmaları mümkün.

E-devlet kapısı büyük kolaylıklar sağlamakta ise de açılmış bir dava olması halinde davanın geçmişi ve takibi konusunda bir avukat yardımından faydalanmalarının Türkiyeye gidiş gelişlerde kötü sürprizlerle karşılaşmamaları için faydalı olacaktır.

 

İCRA MEMURUNUN VE MUAMELESİNİN STATÜSÜ

Kendine has özellikleri bulunan icra hukukunu ilk elden uygulayan icra memurunun statüsünün idari mi yoksa hukuki mi olduğu konusu doktrinde sıklıkla tartışılmış neticesinde ortaya çıkan görüşler ve doğuracağı sonuçlar uygulamada dikkate alınmamıştır.

İcra memurunun gerçekleştirdiği faaliyetin hukuki veya idari faaliyet olarak nitelendirilmesi hem icra memurunun sorumluluklarının hem de görüşleri ve kararlarının etkilerinin neticeleri bakımından önem arzetmektedir.

İcra memurunun faaliyetin adli faaliyet olduğunu ve icra memurununda adli memur olduğunu savunan Postalcıoğlu’nun aksine doktrinde faaliyetin bu şekilde bir tasnife tutularak pratik sonuçlar çıkarmaya çalışmanın ve böyle bir sınıflandırmanın da yanlış olacağı fikri hakim olmuştur. Bu fikrin en büyük gerekçesi de icra memurunun faaliyeti sırasında adli hemde idari faaliyetleri bir arada yürütmesi gösterilmiştir.

Zira icra memuru yaptığı işlemler ile hem alacaklının hemde borçlunun lehine olacak mumaleler yapabilir. Kesinleşmiş kararlarından res’sen dönemez, istisnai durumlar hariç işlemi nasıl yapması gerektiğine ilişkin olarak hakimce talimat verilemez. Yürürlükteki yasaları re’sen uygulamakla yükümlüdür.

Ancak böyle bir ayrımın netleşememiş olması da uygulamada muamelenin tıkanmasına neden olan, icra takip prosedürünü zorlaştıran sonuçlar doğurmaktadır. Zira icra memurunun tartışma konusu eylemi idari bir işlem mi yoksa hukuki bir görüş müdür bunun ayrımı yapılmamaktadır. İcra memerunun muamelesine karşı şikayet yolu düzenlenmiş ise de bu yol ile sadece icra memurunun eylemleri denetlenebilmekte, üçüncü kişilerin riayetsizliği durumları için bir yol bulunmamaktadır.

İcra İflas Mevzuatı ile icra memuruna tanınan geniş yetkiler; Bankacılık Kanunu, Vergi Usul Kanunu gibi modern mevzuatın hükümleri doğrultusunda daralmakta, bazen de mer’i diğer mevzuatın farklı yorumlanması sonucu memurunun faaliyeti daralmaktadır. Bu durum ise icra memurunun faaliyetini güçleştirmekte, icra takip prosedürünü karmaşık ve güç bir hale getirmektedir.

Bu konunun en pratik sonucu icra memurunun takibi daha ileri aşamaya taşımayı amaçlayan yazışmalarının, emirlerinin yerine getirilmemesi ve bu ihmali harekete karşı herhangi bir yaptırımın öngürülmemesidir. Yazıma eklediğim birkaç ilam veya yazışma yukarıda bahsettiğim ve teorik ve önemsiz gibi görünen konunun somutlaşmasına yardımcı olacaktır.

Önemsiz, anlamsız gibi görünen bu statü belirsizliği icra muamelesenin etkisizleşmesine, uzamasına neden olmaktadır.

“…Maaş haczini yerine getirmeyen sanığın suç işleme kastı bulunmadığından…”
“vergi levhasında bulunan bilgiler dışında bilgi verilemez”

 

İcra müdürlüğü sadece borçlunun mevcudu ile ilgili bilgi isteme sahip iken borcçlunun ikametgah ve kimlik bilgilerini isteyemez!

Şirketlerin İş ortaklığı ve Konsorsiyum

Teknolojik ve ticari gelişme ile büyüyen işlerin tek başına gerçek kişi tacir tacir veya tüzel kişi tacir tarafından üstlenilmesi ve yerine getirilmesi imkansız olmaktadır.

Son dönemde köprü, otoyol ihalelerinde adını duyduğumuz konsorsiyum, ticari yaşamda daha düşük bütçeli işler içinde sıkça karşılaştığımız bir kavram haline gelmiştir. Özellikle ihale sonucu kamunun inşaat işlerini temin eden şirketlerin bağımsız yapılarını ve tüzel kişiliklerini korumakla birlikte sadece üstlenilen edim bakımından ortak çalışmaları ve bu ortaklıklar sonucu oluşan uyuşmazlıkların yargılamaları sırasında da bu kavramlar rastlanılır olmuştur.

İş ortaklıkları uygulamada tek bir iş kurulmuş olan ortaklıklar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. İskoç hukukundan doğan “joint venture” terimi, Amerikan hukukunda gelişim göstermiş ve Avrupa hukuk sistemlerinde yer bulmuştur. Joint venture veya iş ortaklıkları son derece modern olduğu iddia edilen 6102 sayılı TTK da düzenleme dışı bırakılmıştır. Henüz tamamen yaygınlaşmamış olan iş ortaklığı kavramı, özel bir düzenleme olmaması sebebiyle uygulamada bazı soru işaretlerine neden olabilmekte ve bu yasal boşluk Yargıtay kararları ile doldurulmaya çalışılmaktadır. Maliye bakanlığı ve SPK da kendi alanlarına giren uyuşmazlıkları yayınladıkları tebliğler ile gidermeye çalışmışlardır. Dolayısıyla iş ortaklığı hukukumuzda fiilen var olan ancak özel bir düzenleme yapılma gereği duyulmayan bir yapı halini almıştır.

İş ortaklığı; bir den fazla ticari şirketin tüzel kişiliklerini devam ettirmekle, tek bir işin yapılması için ve kar amacıyla kurulan ortaklıklardır. Hukukumuzda iş ortaklıkları özel olarak düzenlenmemiş ise de BK 620 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan “Adi ortaklık sözleşmesi” hükümlerine tabi olduğu hem doktrin hem de Yargıtay’ca kabul edilmiştir.

Doktrinde konsorsiyum, iş ortaklığı terimlerinin birbirlerinden farklı oldukları kabul edilmiş olsa da her iki kavramında BK 620 ve devamı maddelerine tabi olması sebebiyle çıkan uyuşmazlıklarda uygulanacak hükümler bakımdan farklılıkları olmadığı söylenebilir.

BK 620 ve devamı maddelerine tabi olması sebebiyle iş ortaklıkları ve konsorsiyumların tüzel kişilikleri bulunmamaktadır. Bu sebeple iş ortaklıklarına karşı açılacak işçilik alacağının tahsili için açılacak bir davanın veya iş ortaklığı tarafından tanzim edilmiş bir kıymetli evrakın tahsilini amaçlayan icra takibinin tüm ortaklara birlikte yöneltilmesi gerekmektedir.

Bir iş ortaklığının kurulmuş sayılması için ortakların yazılı olarak yaptıkları sözleşme geçerli sayılmaktadır. Ortakların kendi arasındaki ilişkilerinde ve şirketi idare yetkisine sahip ortağın belirlenmesinde bu sözleşme önem arz etmektedir.

Uygulamada İş ortaklıklarına karşı en sık rastlanılan sorun idareci ortak tarafından atılan imzaların diğer ortakları bağlayıcı etkisi olup olmadığıdır. Yani iş ortağı konumunda olan bir şirketin başka bir şirket yetkilisi tarafından atılan imza sonucu yükümlülük altına girip girmediğidir. Bu konu uygulamada oldukça sık tartışılmış ve Yargıtay kararları ile BK 637-3 maddesi hükmüne atıf yapılarak, ortaklığı idare yetkisi verilen, uygulamada pilot ortak olarak adlandırılan ortağın attığı imzanın diğer ortakları da ilzam edici nitelikte olduğu kabul edilmiştir.

İlgili İçtihatlar: İçtihatlar

Ücret Garanti Fonu

İş sözleşmesinin taraflarından olan çoğunlukla işveren karşısında mevzuat ve yargılama sırasında korunan işçi lehine bir düzenleme de Ücret Garanti Fonu Yönetmeliği ile getirilmiş bulunmakta.

Meslektaşımızın sıklıkla karşılaştığı bir durum olan işverenin iflas etmiş veya aciz halinde olması halinde çoğunlukla elimiz kolumuz bağlıdır. Bu halde işçi kıdem tazminatları gibi fesihten doğan alacakları ile ücret alacaklarını da alamamış durumdadır.

Ancak aciz halinde bir işverene karşı açılacak bir dava; davacıya ilave külfet ve vekile de beyhude emekten öteye bir fayda getirmemektedir.

Yönetmelik ile getirilen düzenleme; en azından ücret alacaklarının karşılanması sonucunda çalışana bir tatmin sağlamaktadır. Yönetmelik 1999 yılında yayınlanmış olsa da henüz uygulamada yeterince bilinmemekte olduğundan yönetmelikten kısaca bahsetmek uygun olur fikrindeyim.
27272 sayılı ücret garanti fonu yönetmeliği ile işçinin ödenmemiş 3 aya kadar olan ücret alacakları fon tarafından karşılanmaktadır. Ancak bunun için işverenin 4a maddesinde sayılan
• konkordato ilan etmesi,
• işveren için aciz vesikası alınması,
• iflası, iflasın ertelenmesi nedenleri ile işverenin ödeme güçlüğüne düştüğü hallerin gerçekleşmiş olması şarttır. (4/a)

Yönetmelik ile İK 105/1 de bahsedilen ve doktrinde muvakat aciz vesikası olarak adlandırılan haciz tutanakları da kapsam dahilinde bulunmaktadır (8a)

Ödenemeyen son üç aylık ücretin karşılanması için yönetmeliğin 8a maddesinde sayılan belgeler ile birlikte İŞ-KUR başvurmak gerekmektedir. Hizmet akdinin devam ediyor ve sonlanmış olmasına bakılmaksızın ödeme yapılabilmektedir.

Yönetmeliğin tam metni: ÜCRET GARANTİ FONU YÖNETMELİĞİ